Harfe Göre : a b c ç d e f g h ı i j k l m n o ö p r s ş t u ü v y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9
Sözlük
  1. yasasin olsek de yasamak - gündelik anlamları...

    Online Gündelik - Türkçe Sözlük

    yasasin olsek de yasamak

    1) yaşasın ölsek de yaşamak...

    cihat zafer



    “ aynı şaraptan içtik, onlar bir kaç kadeh evvel sarhoş oldular...”



    kımın bu misra hatırlamak gereksiz, ne şarap orada anlatılan, ne sarhoş olmak çünkü...

    bu mısrayı sen, bir ölen oldu mu, ölümden söz açıldı mı söylerdin...

    ne zaman söz açılmazdı ki ölümden?

    “toprak üstünde yürümek, kabûl,

    toprak altında çürümek, kabûl...”

    her gün söylerdin...

    bize mi öğretiyordun, hatırlatıyordun, kendini mi hazırlıyordun ölüme, bilmiyorum...

    çok kalmadın, gittin.

    “bir kaç kadeh evvel...”

    hastalığını öğrenenler seni teselli etmek istemişti de,

    “sakın beni teselli etmeyin” demiştin,

    “kimin malını kimden kıskanıyoruz...

    veren o, alan o...

    ne hakkım var ki, davacı olayım? bu kadar kitabı iş olsun diye mi okuduk?”

    bahçendeki o küçücük, sarı aşı boyalı, tek katlı, demir kapılı evin önünde, galiba incir ağacının altında, son kez gördüm yüzünü...

    sabahattin ağabey, “açın, yüzünü görsün” dedi, gördüm...

    hiç ölmeyecekmiş gibiydi yüzün, hiç ölmemiş gibi, hakikat gibi... eğilmemiş bir başın yüzüydü, bükülmemiş bir sözün yüzüydü yüzün, büyük bir kapıda karşılanmış bir misafirin yüzüydü, “uğrunda öldüğünün uğrunda yaşadığının” yüzüydü yüzün...

    “ınsanlar o’na benzesinler diye yaratılmıştır!”

    “göklere giden yolu bulmak isteyenler allah’ın elçisinin (sav) yerdeki ayak izlerini takib etsin!”



    yolda bir yol bulmuştun, yolda ilerlemiştin... gidiyordun...

    benzemek mi? benziyordun... ıfadelerin kadar benziyordun, ben şahidim, sen o’nu anlamayı ve anlatmayı hayatının ifadesi bilmiştin, sanki hep o’ndan bir ifadeydin...



    tıpkı beynindeki tümörü ilk duyduğunda bana anlattıklarını sakladığım gibi, senin acını saklıyorum, kendime acıyarak...

    yüzüne dünya gözüyle son kez bakarken gördüklerimi de saklıyorum...

    bilmeni isterim ki, senin yanında yürümenin yürümek kadar güzel bir tadı vardı, çayın ve dumanın bize öğrettikleri vardı, sıcaklık gibi, erimek, kaybolmak, hayata karışmak gibi...



    “ taş merdivenler gibi aşınmış ayaklardan,

    secde yerine çarpa çarpa alnım aşınsa!

    göklerin kamçısiyle yediğim dayaklardan,

    erisem de, tabutum boşmuş gibi taşınsa!”



    ne çok okurdun bu mısraları....

    “şu derinliğe bak, şu yüksekliğe bak, şu samimiyete bak, şu ifadenin benzeri yok, şu teslimiyete bak.. ” diyerek...

    baktığın, gördüğün kendini bulduklarındı...

    sen onlardın...

    ne kibar, ne cesur, ne içli, ne mert, ne utangaç ve ne anlaşılmamış adamdın.



    bir yerde durmak zorundayım... her gün içimden konuştuklarımızı mümkün olursa bir ş. kitabı derleyerek bir araya getireceğiz... posterlerin, notların, yazıların, anekdotların, hatıraların, seni tanıyanların, akrabalarının yazıları olacak bu kitapta...

    mümkün olduğu kadar sade, titiz... merak etme, konuştuğumuz gibi olacak, hep konuştuğumuz gibi...



    senin çocukların, şimdi mehmed kısakürek’in yazdığı senaryoyu, doğumunun 100. yılı için necip fazıl belge-filmini çekiyorlar...

    üstadı okumamış, anlamamış, sevmemiş kimse yok içlerinde...

    ve yetiyorlar...

    sevindin mi?



    mehmet barlas, o günlerde, bir yazısında senin cümlene benzer bir cümle kurmuştu...

    üzülmüş, hemen değiştirmiştin posterindeki cümleyi...

    “aynı şey değil ki, neden biz değiştirelim” demem durdurmamıştı seni...

    bu kadar doğru, orijinal ve hayatına saygılıydın.

    geçenlerde gazetedeki köşesinde, senin bir özdeyişini aynen yayınladı mehmet barlas, hiç değiştirmeden...



    tesirin artarak sürecek, benim canım hocam, fikir kadar ince dervişim.

    seni hiç unutmadık, hep anıyoruz... saygıyla, sevgiyle, rahmetle...



    “öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun!

    ölümü de öldüren rabbe secdeler olsun!”



    “ölüm güzel şey; budur perde ardından haber...

    hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?”


    kaynak: zafer dergisi

  2. Gündelik Sözlük

Sözlük