Harfe Göre : a b c ç d e f g h ı i j k l m n o ö p r s ş t u ü v y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9
Sözlük
  1. esma ul husna - gündelik anlamları...

    Online Gündelik - Türkçe Sözlük

    esma ul husna

    1) allah'in 99 adi.

    2) ayet ve hadislerde gecen ve bu sekilde 99 adet olarak tespit edilmis adlardir.

    asagidaki gibidir ve elbette kopyala yapistir:

    1
    allah : o'nun zat ve özel ismidir. diğer isimler fiilleri, sıfatları ve tecellileri ile ilgilidir.
    allah : theone almighty who alone is worthy of worship.
    kainatın ve kainatta bulunan tüm varlıkların yaratıcısı, koruyucusu olan tek varlık, ibadet edilmeye layık tek rab, mevla, huda'nın özel ismi. en yüce varlık, bütün kemal sıfatları şahsında bulunduran ve her türlü noksan sıfatlardan uzak olan gerçek mabut.varlığı zorunlu olan tek yaratıcının özel ismi. bu isimle çağrılan bir başka varlık olmamıştır, olmayacaktır da.
    2
    rahman : yarattığı bütün canlılara nimet veren
    ar-rahman : the all- merciful. he who wills goodness and mercy for all his creatures.
    rızıkları, ihtiyaçları ve her türlü iyilikleri ihsan husunda rahmetini mahlukatından hiç esirgemeyen anlamında olan rahman, rahim isminden daha geniş kapsamlı bir mana ifade eder. kur'an'ın ilk ayeti olan besmeledeki rahman ve rahim sıfatları arasındaki fark, allah teala, dünyanın rahmanı ve ahiretin rahimidir cümlesinde veciz bir şekilde dile getirilmektedir. rahman vasfı gereği cenab-ı hakk, dünyada bütün canlılara, mümin-kafir ayırımı yapmaksızın bütün insanlara, şefkat ve merhametle davranmayı kendi nefsine farz kılmıştır.
    3
    rahim : acıyıcı
    ar-rahim : the all compassionate. he who acts with extreme kindness.
    rahim sıfatının tecellileri ise daha çok ahirette görülecek, cenab-ı hakk'ın oradaki ikram ve ihsanları müminler için olacaktır. kur'an-ı kerim'in 115 ayetinde büyük çoğunluğu çok bağışlayıcı anlamına gelen "gafur" sıfatı ile birlikte olmak üzere "rahim" sıfatı kullanılmıştır. bu da cenab-ı hakk'ın ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğunu gösterir. dört ayettede "erhamü'r-rahimin (merhametlilerin en merhametlisi)" tamlaması kullanılmıştır.
    4
    melik : herşeyin hakimi
    al-malik : the absolute ruler. he who is the ruler of the entire universe.
    melik yada malik olma, malik olunan şey üzerinde istenildiği biçimde tasarrufta bulunmayı gerektirir. bütün kainat allah'ın mülküdür ve allah mülkünde dilediği gibi tasarruf sahibidir. ınsan yeryüzünde halife olduğu için, kendisine yeryüzü mülkü üzerinde izafi bir meliklik yetkisi tanınımıştır. herkesin belli bir tasarruf sahası vardır. fakat bu tasarruf, hiç bir zaman mutlak değil, sınırlı ve allah'ın tanıdığı alanda sadece bir emanettir
    5
    kuddus : noksanlıklardan münezzeh, temiz hiç bir lekesi olmayan
    al-quddus : the pure one. he who is free from all error
    yüce allah'ın bu ismi, o'nun, teşbih ve tecsimden, bir başka şeye benzetmekten, beşeri sıfatlardan münezzeh olduğunu ifade etmektedir. o, zatına yakışmayan herşeyden münezeh, bütün vasıflarda en mükemmel, tahdid ve tasvire sığmayan, öğülmeye layık kemal, fazilet ve güzellik sıfatları kendisinde olandır.
    6
    selam : selamet verici
    as-salam : the source of peace. he who frees his servants from all danger.
    selâmette olan, selâmette kılan. “selâm” kelimesi kur’anı kerimde 33 defa geçer ama bunlardan yalnız bir tanesi (haşr 23) allah’ın ismi olarak geçmektedir.
    her doğan ölüyor, her yeşeren kuruyor, her yapılan yıkılıyor. yaratılanların en değerlisi insan doğuyor, büyüyor, ihtiyarlıyor, hastalanıyor, acıkıyor, uyuyor ve ölüyor. “selâm” olan rabbimiz bütün bunlardan salimdir. ıslâm dinini indirerek selâmet yurdu olan cennete davet eden, bu dünyada gönüller arasına köprü olan selâmı, nezaket kurallarını öğreten rabbimiz mü’minleri cehennem azabından selâmette kılandır.
    7
    mü'min : emin kılıcı, koruyucu
    al-mu'min : the inspirer of faith. he who awakes the light of faith in our hearts.
    kalplere iman bağışlayan; yaratıkların zulümden, muminleri azaptan emin kılan; onların şahitliklerini kabul ve tasdik eden; taahüdlerini mutlaka yerine getiren demektir. ınsan kalbini şüphe ve tereddütlerden kurtararak imana kavuşturan allah'tır. hidayeti ile bunu bilgisini ve şuurunu insana bahşeden o'dur.
    8
    müheymin : gözetici ve kollayıcı
    al-muhaymin : the guardian. he who watches over and protects all things.
    varlıkları görüp, gözeten, itaatkar kullarının sevaplarını eksiltmeden mükafatlarını veren, her şeyi varacağı noktaya ulaştıran. durmadan bir şeyler yapıp eden bir varlık olan insan, her an rabbi tarafından görüp gözetildiğini hiç unutmamalı ve o da hep rabbine bakarak kendini denetim altında tutmalı; böylece hal ve işlerini sürekli ıslaha gayret etmelidir.
    9
    aziz : her şeye galip
    al-'aziz : the victorious. he who prevails, and can never be conquered.
    allah'ın mutlak hakimiyet ve üstünlüğünü ifade eder. o hiç bir şekilde ve surette asla yenilgiye uğramayan, her şeye gücü yetendir. o, haksızlık yapılmayacak kadar güçlüdür. o en üstündür, en yücedir, şeref ve izzet sahibidir. kur'an-ı kerim'de doksanbir yerde geçmektedir. fakat hiç bir yerde tek başına zikredilmemiş; daima esama-i hüsna'dan diğer bir isimle beraber varid olmuştur.
    10
    cebbar : dilediğini zorla yaptıran, ulaşılmaz, azametli
    al-jabbar : the compeller. he who repairs all broken thing, and completes that which is incomplete.
    halkın eksikliklerini tamamlayan, ihtiyaçlarını karşılayan, işlerini düzelten ve bunları yapmakta çok güçlü olan. allah'u teâlâ, insanlara bir çok fillerde irade vermiş, hür yaratmış olmakla beraber onların bütün irade ve isteklerini yerine getirmek mecburiyetinde değildir. allah teâlâ bazen onların istemediği şeyleride yapar. nitekim allah'tan korkmayan, emirlerine karşı gelen asiler hiç br zaman cezaya çarptırılmak istemezler. ama zamanı gelince allah'ın takdir edeceği cezayı çekmeye mecbur olurlar. bunun dışında allah'ın sıfatı olarak kullanılan cebbar'ın iki manası daha vardır; "kendisine erişilmez, el uzatılmaz", "azametli, büyük, yüce"
    11
    mütekebbir : büyüklükle vasıflı
    al-mutakabbir : the majestic. he who demonstrates his greatness in all things and in all ways.
    o'nun zatına nisbetle her varlığın küçük ve basit bulunduğunu ve mutlak büyüklüğün ancak :allah'ın zatına ait bir sıfat olduğunu ifade eder. o'nun büyüklüğü her şeyde ve her olayda tezahür eder. yaratılmış her şey o'nun büyüklüğünü ortaya koyar. her varlık mevcudiyetiyle ilahi azamet ve büyüklüğü ile işaret eder. gerçek ve mutlak büyüklüğün ilahi planda söz konusu olduğunu belirtir. ve o, asli yeri olan kulluk konumunu unutup şımararak kibirlenenleri de helake uğratır.
    12
    halik : yaratıcı
    al-khaliq : the creator. he who brings from non-being into being, creating all things in such a way that he determines their existence and the conditions and events they are to experience.
    allahu teâlâ her şeyin halikidir ve bu o'nun subuti sıfatlarındandır. o'ndan başkası için bu sıfat kullanılamaz.bütün mükevvenat ve bunun içinde insan, cenab-ı hakk'ın yaratmayı sürekli tazeleyip yürütmesine, her an tazelenen oluş gerçeğine muhtaçtır ve yaratış vakıasına devamlı konu olmaktadır. zira allah'ın yaratışı, sadece var edip ortaya çıkarmaktan, yani hayatın yalnızca başlangıç safhasına ilişkin- zaman ve konu yönünden sınırlı, belirli- bir özellik olmaktan ibaret kalmayıp sürekli cari olan bir gerçektir.
    13
    bâri : bir örnek ve emsale ihtiyaç duymadan yaratan
    al-bari : the maker of order. evolver who created all things so that each whole and its parts are in perfect conformity and harmony.
    eşyayı ve her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun ve mülayim halde yaratan. her şeyin azası, hayat cihazları ve anâsırı keyfiyet ve kemiyet itibariyle birbirine uygun ve yaraşır olarak yaratıldığı gibi herşeyin hizmeti ve faydası umumi ahenge uygun yaratılmıştır.
    kur'an'da bâri kelimesi, halik ve musavvir ile birlikte zikredilmektedir. kur'an-ı kerim'de üç yerede açıklanır.
    14
    musavvir : şekil verici, tasvir eden.
    al-musawwir : the shaper of beauty. he who designs all things, giving each its particular form and character.
    allah'ın varlıkları, onların her birinin hüviyetini şeklen ortaya koyan ve açığa çıkaran bir özellikle yarattığını ifade eder. cenab-ı hakk takdir eden ve yaratmayı murad ettiği şeyi varlık planına çıkaran olduğu gibi; aynı zamanda, yarattığı her şeyi bir suret çizerek biçimlendiren ve böylece de her bir şeye ayrı bir hususiyet verendir. ve bu husus canlı ve cansız bütün varlıklar için geçerlidir. bu sayede varlıkları birbirinden ayırabiliyoruz.
    15
    gaffar : günahları affedici
    al-ghaffar : the forgiving. he who is always ready to forgive.
    günahları çok örten, mağfireti çok olan, kullarının günahlarını pek çok bağışlayan. mümin, tövbe ve mağfiret ile ilgili olarak daima korku ile ümid arasında bulunmalıdır. müslüman, ne kadar ibadet ederse etsin, allah'ın azabından güven içersinde olamaz; ne kadar günahkar olursa olsun allah'ın mağfiretinden ve bağışlamasından ümidini kesemez. bundan dolayıdırki; vitir namazının son rekatında okunması vacib olan kunut duaları sonunda "ya rabb; rahmetini umar, azabından korkarız" diye dua edilmektedir.
    16
    kahhar : kahredici, galip gelen, hükmeden.
    al-qahhar : the subduer. he who dominates all things, and prevails upon them to do whatever he wills.
    allah'ın her şeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim olması, en zorlu zalimlerin bile o'na boyun eğmek mecburiyetinde oldukları, hükmünün dışına çıkamayacağı. kul, rabbinin herşeye galip ve hakim olduğunu, ahirette sadece o'na hesap veereceğini, yaratıklardan hiçbirinin, o'nun hükmünün dışına çıkamayacağını bilmeli, o'na ortak koşmaktan sakınmalıdır.
    17
    vehhab : bahşedici
    al-wahhab : the giver of all. he who constantly bestows blessings of every kind.
    kullarına hiçbir karşılık gözetmeksizin tekrar tekrar ve çok çok bağışlarda bulunan. sonu gelmeyen bağışların sahibi. yaratılıpda varlık alanına çıkışından itibaren insan sürekli nimetlendirilmiş, daima lütuf ve ikramlara mazhar olmuştur. ışte bütün bunlar tesadüfen olmuyor; şuursuz ve rastgele yürüyen bir yapının sonucu ortaya çıkmış bulunmmuyor. ziyadesiyle bağışta bulunan çok cömert bir vehhab'ın lütfunu gösteriyor. ve insanı, kendisine yapılan ikramlara bakarak onun sahibini anlamaya çağırıyor.
    18
    rezzak : rızık ihsan edici
    ar-razzaq : the sustainer. he who provides all things useful to his creatures.
    beslenerek yaşamaları için bütün canlıların rızıklarını veren yalnız allah teala'dır. o'ndan başka rızık veren yoktur. eğer allah rızkı kulları için bolca yaysaydı, yeryüzünde taşkınlık yapar ve azarlardı. allah kullarından dilediği kimsenin rızkını genişletir ve dilediğine de kısar. şüphesiz allah her şeyi hakkıyla bilendir. kulun, her istediğini talaep etmede helal yollardan hareket ettikten sonra, rabbine müracaat etmesi lazımdır. sebeplerine yapıştıktan sonra, rızkları taksim eden allah'ın taksimine razı olup kanaat getirmek ve o'na şükür etmek ve hamd etmek lazımdır. allah'ın kendi hazinesinden kendisine verdiğini ne israf etmeli, ne de cimrilik etmeli, orta bir yol tutmalıdır.
    19
    fettah : kapıları açıcı
    al-fattah : the opener.he who opens the solution to all problems and makes things easy.
    taraflar arasında hüküm veren; birine yardım edip zafere ulaştıran; hayır ve rahmet kapılarını açan o'dur. silah gücü, kelime cambazlığı ve basit mantık oyunlarıyla hakkı batıla karıştırıp, içine zehir, dışına şeker konmuş öldürücü imansızlık tuzaklarına yakalananlar gerçeği anlayamadan giderlerse, ahirette hak ile batılın arasını “el-fettâh” olan rabbimiz açacak ve herkes gerçeği görecek, ama iş işten geçmiş olacak. çocuk ana rahminde iken çocuğa rızık kapısını açan, çocuk dünyaya gelince bir kapıyı kapayınca annenin göğüslerinden iki kapıyı açan. göğüslerdeki iki kapı kapanınca acı-tatlı, yaş-kuru yiyeceklerden dört kapıyı açan o'dur.
    20
    alim : çok iyi bilici
    al-'alim : the knower of all: he who has full knowledge of all things.
    allah'ın bilgisine sınır yoktur. o her şeyi bilir. olmuşları olduğu gibi, olacakları da, olmuşlar kadar açık ve seçik bilir. hiç bir şey ilminin dışında değildir. yaratıklar, onun müsaade ettiği kadar bilgiye sahip olabilirler. ötesini bilemezler. ınsanların bilgisi tam ve mutlak değildir; istikbali bilmekte tamamen acz içersindedirler. oysa allah'ın bilgisi mekanla kayıtlı olmadığı gibi zamanla da kayıtlı değildir.

    21
    kabid : sıkıcı, kısıcı, daraltan
    al-qabid : the constrictor: he who constricts and restricts.
    maddi yönden fakirleştiren ve daraltanında, zengin edip genişleten de allah'dır. zenginken fakir olanları, güçlü iken zayıf olanları, yüksek makamlardan düşenleri, bilginken bunayanları gördüğümüz gibi, fakirken zengin olanları, mekke’de zayıf görüldüğü halde mine’de güçlenenleri, bilal-i habeşi gibi kafirlerin kölesi iken mü’minlerin efendisi olanları, yusuf (s.a.v.) gibi hapishaneden mısır’a sultan olanları, ümmi iken kıyamete kadar gelecek insanlara ilim öğreticisi olan hz muhammed’i yaratan o'dur. kabid ve basıt’e iman eden bir mü’min haksız insanların ellerine aldığı, zimmetine geçirdiği hakları onlardan alarak hak sahiplerine dağıtarak birini daraltırken, haklıların dışını ve içini genişletir. zalimlerin yüreğine korku salarak daraltırken mazlumların gönlünü genişletir ferahlatır.
    22
    basıt : genişleten, açan ve bolluk veren
    al-basit : the reliever. he who releases, letting things expand.
    dilediği kullarının rızkını genişleten veya ruhlarını cesetlere yayan anlamına gelir. yaratıkların hayatı, allah'ın kudret elindedir. o istediği kulundan ihsan ettiği seveti evlad ve iyali, hayat zevkini, gönül ferahlığını alıverir, istediği kulunada yepyeni bir hayat, neşe ve rızk bolluğu verir. rızık, fakir ve zengin herkese ulaştırılır. allah, rızkın insanlar arasında eşit olmamasında derin ibretler bulunduğunu da beyan buyurmuştur.
    23
    hafid : aşağıya indiren, alçaltan, değerini azaltan.
    al-khafid : the abaser. he who brings down, diminishes.
    dilediğini, kendince bilinen bir hikmet ile bir şekilde alçaltan, özellikle suçlu olanları sonunda mutlaka buna maruz bırakan o'dur. kendisini tanımayan; emir ve yasaklarını dinlemeyen; yasaklarına açıkça karşı gelen, asi, hain, ve mütekebbirler, müstehak oldukları için nihayet alçaltırlar. sebep bizzat kendileridir; haklarında allah'ın geçerli kanunu işlemiş ve suçu oldukları için buna muhatap olmuşlardır.
    24
    râfi : dereceleri yükseltici
    ar-rafi' : the exalter. he who raises up.
    allah'ın insanları yükselttiğini, ahirette müminlerin derecelerini yükselteceğini, böylece onları mutlu kılacağını ve şereflerini artıracağını ifade eder.kur'an-ı kerim'de isim olarak yer almayan râfi, esmâ-i hüsnâyı sayan hadiste (tirmiz, da'vaat, 82) geçmektedir. yükselmek isteyen o'nun rızasını kazandıracak amellerle bu yoldaki özlemini ortaya koymalıdırlar. zira o dilemedikten sonra kimse kendiliğinden yükselemez.
    25
    muizz : ızzet verici
    al-mu'izz : the bestower of honors. he who confers honor and dignity.
    allah'ın kullarını üstün kılınıp onurlandırdığını, onlara şeref bahşettiğini ifade eder. ınsanları hidayeti onurlandırdığı için müizz adı da ancak o'na mahsustur.
    26
    müzill : zelil kılıcı
    al-mudhill : the humiliator. he who degrades and abases.
    herhangi bir konuda yetki ve söz sahibi kişilerin bu durumlarını yitirmeleri ve itibarlarını tamamen kaybederek haysiyetsiz duruma düşmeleri müzill isminin tecellisidir. bu isim asıl ahirette tecelli edecektir. o gün zillet içinde bırakılanlar artık telafisi mümkün olmayan bir perişanlığa mahkum olmuşlardır. kafirlerin, nankörlerin ve mücrimlerin seçtikleri yol budur. kurtuluş sadece iman ve teslimiyet ile mümkündür.
    27
    semi : ışitici
    as-sami : the hearer of all. allah takes care of all the needs of those who invoke this glorious name one hundred times.
    ıster gizlensin ister açıkça söylensin, gizliyi, fısıltıyı bile işiten. o'nun işitmesi yaratıklarında olduğu gibi işitmek için bir organı, kulağı veya onun kısımlarından birini gerektirmez. çünkü allah bir cisim olmaktan münezehtir. bu sıfat ıslam bilginlerince allah'a sübûtu zaruri bulunmuş ve isbatı için akıldan delil getirmeye bile gerek görülmemiştir.
    28
    basir : her şeyi gören
    al-basir : the all-seeing. to those who invoke this name one hundred times between the obligatory and customary prayers in friday congregation, allah grants esteem in the eyes of others.
    allah her şeyi, herkesin yaptığını görür. onun görmesine hiç bir şey engel olamaz. allah'ın, kalpteki fısıltıları, beyindeki oluşumları, fikirdeki gizliliklei, kalplerdekini, zifiri karanlık bir gecede kapkara bir taşın üzerinde yürüyen simsiyah bir karıncayı ve çıkardığı sesi görür , duyar, bilir. ıbadette ihlas, kulun allah'ı görmemesine rağmen, allah'ın onu gördüğünü bilmesi ve onu görür gibi ibadet etmesidir.
    29
    hakem : hükmedici, bilgisi ve adaletiyle nihai hükmü veren.
    al-hakam : the judge. he who judges and makes right prevail.
    hakem ismi, o'nun zati sıfatlarındadır. hüküm verme yetkisi sadece allah'a aittir. hükmü elinde tutan, iyiyi kötüden ayırdeden ve verdiği hükmü kimsenin bozamayacağı yegane merci o'dur.
    30
    adl : çok adaletli
    al-'adl : the just. he who is equitable.
    allah mutlak adildir; fakat kullar allah'a karşı adalette bulunmaz.; yani o'nu bir başka şeyle denk sayamaz. o'nu bir tartının kefesine, bir başka şeyi de öbür kefeye koyamaz. böyle bir hareket ve inanç, kesinlikle şirktir. allah'a ortak koşmak demektir. allah asla zulmetmez, hak ile hükmeder, mahluklarına büyük nimet vermede adildir.
    31
    latif : lütfedici, incelik gösteren, sezilmez yollardan nimetler veren, gizliyi bilen.
    al-latif : the subtle one. he who knows the minutest subtleties of all things.
    en ince işleri en gizli işleri bütün incelikleri ile ve kolaylıkla bilen demektir. bu anlamıyla latif, allah'ın ilminin kuşatıcılığını belirtir. allah, nasıl yapıldığı gizli olan en latif şeyleri yapan ve varlıklarının ihtiyaç duyduklarını lütfuyla verendir.
    32
    habir : kulunu imtihan edici, gizli hallerden haberdar olan
    al-khabir : the all-aware. he who has knowledge of the inner, most secret aspects of all things.
    doğrudan ilim ve haber sahibi olan. ınsanlara gizli kalan yönlerden mutlak anlamda haberdar olan. haberdar eden. allah'ın bu ismi, o'na imanı olan kullarının yalandan, hilekarlıktan ve edeb dışı hallerden sakındırır. o'na karşı gizliliğin mümkün olmadığını hatırlatır. ayrıca da onu; bizzat dua ve ibadet etmek yerine, ihtiyaçlarından doğrudan doğruya haberi olmaz zannıyla kendisine dileklerini sunmak için vasıta ve aracılara başvurmak gibi cahilane davranışlara meyletmekten de alıkoyar. çünkü o, kullarının bütün ihtiyaç ve hallerine, şüphesiz tamamen, her an ve vasıtasız olarak vakıftır.
    33
    halim : yumuşaklık gösterici
    al-halim : the forbearing. he who is most clement.
    kularına olan bağış ve merhameti sebebiyle onları hemen cezalandırmayan, tevbe etmeleri için fırsat veren. asilerin, sapıkların, düşüncesizlikleri isyanları kendisini öfkelendirmeyen. allah (c.c.) kendisinin yarattığı insanların,kendileri gibi insanları ilahlaştırdıkları halde onları hemen cezalandırmayandır. yediği yemeğin suyunu mazlumların gözyaşından, sosunu mağdurların kanından temin eden zalimlerin yaptığından haberdar olan. zalimlerin yaptığından gafil olmayan, ancak onların azabını erteleyen o'dur. bizler halim rabbimize iman edenler olarak yumuşak huylu tatlı dilli, güler yüzlü, bal gibi sözlü olacağız. su, yumuşacık ama kayaları deliyor. kuru ağaçların tepesine çıkıp çiçeğe dönüşüyor. ıbrahim’in halim - yumuşaklığı nemrut’un saltanatına son veriyor. "allah kahretsin" dediklerimizi allah yok etseydi, tek başımıza kalırdık. "ya halim" diyelim.

    34
    azim : sonsuz büyük
    al-'azim : the magnificent. he who is most splendid.
    hakiki büyüklük allah'a mahsustur. allah hiç bir şeye muhtaç değildir ve yarattığı her şeyde o'nun büyüklüğünü görmek mümkündür. allah'ın azametini tefekkür eden insan; o'nun büyüklüğü karşısında gafletten kurtulur, imanı kuvvetlenir; acz ve kusurlarını anlar. alemin düzenliliğini, yaratılış gayesini, verilen nimet ve güzellikleri, dünyanın geçiciliğini, süt veren hayvanlardaki icazı, gece ve gündüzün dönüşümünü düşünen insan, allah'u tealâ'nın sonsuz ihsanlarıyla kullarını nasıl donattığı karşısında o'nun büyüklüğünü idrak eder.
    35
    gafur : bağışlayıcı, örten, perdeleyen
    al-ghafur : the forgiver and hider of faults.
    kullarını dünya ve ahirette rezil etmeyen onların günahlarını gizleyen, örten ve günahlarından dolayı cezalandırmayan. allah, iyiyi-güzeli açığa çıkaran, kötüyü,çirkini örtendir. allah dünyada üzerleini örtmek, ahirette de cezasını vermemek suretiyle bunu örter. allah insanı üç türlü örtü ile örtmüştür. ılk örtü; insanın ayıp ve çirkin görünen yerlerini gizleyen elbiseleridir. ıkincisi; insanın fikir, düşünce ve hayallerini kalbinde gizlemesidir. üçüncüsü ise; allah kulunun günahlarını örtmüş, gizlemiş; günahlarını sevaba çevirmiş, sanki hiçgünah işlememiş gibi ahirette yalnızca sevaplarını yazan kitaplarını vermiştir..
    36
    şekur : kullukları kabul edici
    ash-shakur : the rewarder of thankfulnes. he who gratefully rewards good deeds.
    kullarının şükürlerine karşılık onlara kat kat fazlasını veren, onların az amellerinin mükafatlarını artıran, çok şükreden. cenab-ı hak şükrü kabuleder ve karşılıksız bırakmaz. şükrü şükürle ve ondan daha fazlasıyla cevaplandırır. böylece iyiliklerin çoğalmasına yol açar. kullarına, onlar tarafından şükrü ifae edilen nimetleri artıracağına dair allah'ın kesin vaadi vardır. şükür yolunu tutanlar; kendilerine gelmiş olan nimetleri, sebeplerden, vasıtalardan değil, ancak allah'tan olduğunu itiraf ederler. çünkü onlar hediyeyi getiren uşaklara değil, gönderen efendiye bakarlar. gönüllerinden inanmışlardır ki, nimeti yaratan, kısmeteden, gönderen, onunla meşgul olacak kuvvetleri, sebepleri veren, tertib eden ancak allah'tır. o halde teşekkür edilmeye layık olan o'dur.
    37
    aliyy : yükseklikte sonsuz
    al-'ali : the highest
    allah teâlâ bütün kainatın üstündedir. bu, cisimlerin yüksekliğine ve boyutlarına benzemez. allah, kainatın her noktasında her zerreye aynı nisbette yakındır. o'nun zatı cisimlerin yakınlık uzaklık kavramına benzemez. allah'tan daha üstün bir varlık yoktur. bütün kemal sıfatlarında üstün olan yüce allah zamandan ve mekandan beridir.
    38
    kebir : mutlak büyük
    al-kabir : the greatest. who is supremely great.
    kainatın büyüklüğü; gerçekte allah'ın kebir ismini gösteren bir delil; sadece onu yaratanın kibriyasını işaret eden bir vakıa olarak anlaşıması gerekir. ınsan için ihate edilmesi hakikaten imkansız bulunan (namütenahi) sonsuz büyüklüğü ise ancak allah'a mahsustur.
    39
    hafiz : koruyucu
    al-hafiz : the preserver. he who guards all creatures in every detail.
    kendisinden hiç bir şey gizli kalmayan, kullarının her şeyini gözetleyip, denetleyen ve onların işlerini melekler vasıtasıyla tescil ettirip unutulmaktan-kaybolmaktan- koruyan, gökleri ve yeri muhafaza eden, tabiatı dengede tutan; genelde bütün kullarını kelak olmaktan, özellikle müminleri şeytanın tasallutundan esirgeyen ve onları günaha düşmekten koruyan.
    40
    mukit : kuvvet verici, yarattığının gıdasını veren
    al-muqit : the nourisher. he who gives every creature it's sustenance.
    gıdalandıran, besleyen, bakıp gözeten, muktedir olan, her şeyin karşılığını veren, gözetici ve şahit. herkese uygun olarak gıdalarını yaratan o'dur. rızkımızı kazanırken bu yolda yorulurken ekmek peşinde koşmuyoruz. çalışmanın, sebeplere sarılmanın ibadet olduğunu bildiğimiz için çalışacağız, çalışırken rabbin rızasını isteyeceğiz. bize uygun gıdamız bizim gölgemiz gibi bizi takip eder. gölgenin peşinden gidenler sonuna varamadan öldüler. midemizi helal ve temiz gıdayla, aklımızı şeriat ve tabiat ilimleriyle, gönlümüzü allah sevgisiyle gıdalandıralım.

    41
    hâsib : hesap görücü, her şeyi saymışçasına bilen
    al-hasib : the accounter. he who knows every details.
    allah, sayısal değerlerin tamamını, sonucu hesap ile kavranacak ne kadar mikta varsa onların bütününü; hiçbir işlem yapmaya ihtiyaç duyulmadan, doğrudan doğruya ve apaçık bilir. o'nun ilmi kayıt ve şarta, bir öğrenme sürecine, tefekküre veya herhangi bir işleme bağlı değildir; doğrudandır. allah'ın hasib ismi, insanların kesinlikle hesaba tabi olduklarını gösterir.
    42
    celil : ululuk ve büyüklük sahibi
    al-jalil : the mighty. he who is lord of majesty and grandeur.
    celalet ve ululuk ancak allah'a mahsustur. her yerde, her zaman hazır ve nazır olan allah'ın ilmi her şeyi kuşatır.
    43
    kerim : kerem ve ıhsan sahibi
    al-karim : the generous. he whose generosity is most abundant.
    bağşı ve hayrı hiç tükenmeyen, karşılıksız veren, cömert olan, ihsan ve iyilikleri ile bütün iş ve tasarruflları ancak ve övgü ve şükürlere layık olan.
    44
    rakib : gözeten, murakebe eden.
    ar-raqib : the watchful one.
    allah'ın büütn varlık üzerinde her an gözcü olduğunu ve her şeyi sürekli murakabesi olduğunu ifade eder. ınsa, bütün hal ve davranışlarıyla her an kendisini yaratan allah'ın gözetimi ve denetimi altındadır. onun için ilahi gözetim dışında kalmak hiçbir şekilde mümkün değildir. allah2ın ilim ve denetiminden onu sıyıracak hiçbir şey yoktur.
    45
    mücib : duaları kabul edici
    al-mujib : the responder to prayer. he who grants the wishes who appeal to him.
    ıbadetlerimizin özü olan dualarımızın ne zaman nasıl kabul edileceğini biz bilemeyiz. şunu kesinlikle bilelim ki allah dualarımızı kabul eder. ıstediğimizi vermezde bizim için hayırlı olan başka bir şey verir. hemen verir veya yıllar sonra verir. veya ahirette verir. biz istekte bulunuruz amma istediğimiz şeyin bize faydalımı, zararlımı olacağını bilemeyiz. onun için her şeyin hayırlısını isteyeceğiz. bütün isteklerimizi rabbimizden isteyeceğiz. el-mücib’e iman eden mü’minler olarak bizlerden istekte bulunanların ihtiyacını karşılamaya çalışacağız. ısteyeni azarlamayacağız, hafife almayacağız. verecek bir şeyimiz olmasa bile tatlı dilimiz var.
    46
    vasi : rahmeti geniş ve sınırsız
    al-wasi' : the all comprehending. he who has limitless capacity and abundance.
    allah'ın bütün isim ve sıfatları genişlik, sonsuzluk ve tükenmezlik ifade eder. ışte vasi ismi de bunu belirtir; geniş ilim ve rahmeti ile, lütuf ve ihsanile her şeyi kuşatan anlamındadır. allah af ve mağfireti bol, hazinesi sonsuz olandır. o'na açılan yürekler boş çevrilmez ve cevapsız bırakılmaz. bu isim uluhiyet planında hiçbir anlamda bir darlığın, bir kısıtlılığın söz konusu olmadığını gösterir. yaratışında bir tekrar ve bir kopyalama görülmez. ınsanların simalarında, seslerinde, parmak uçlarında ve her şeylerinde onları birbirinden kesinlikle ayırabileceğimiz farklılıklar vardır.benzerlik olgusu bir yana, tamamen birbirinin aynı iki insan yoktur ve bu, dünya kurulduğundan bu yana hep böyledir. sayıya ve hesaba sığmayan sonsuz bir kudretle sadece insan değil her şey ayrı ayrı çizilerek yaratılmıştır. çünkü yaradıcı vasi'dir; ilmi, kudreti ve sanatı sonsuz genişlikte bulunandır.
    47
    hakim : hikmet, hüküm sahibi
    al-hakim : the perfectly wise.he who whose every command and action is pure wisdom.
    yüce allah yegane hüküm ve hikmet sahibidir: "kulları üzerine hikmet gereğince galebe ve tasarruf sahibidir, tedbirindeyegane hüküm ve hikmet sahibidir ve kullarının gizli hallerinden haberdardır. alalh'ın emir ve yasakları bir hikmete dayalıdır. allah, kayıt, sını tanımayan bilgisi sayesinde insan için neyin yararlı, neyin zararlı olduğunu bilir. o halde inananlara neyi emrediyorsa onların yararına, onları nereden sakındırıyorsa, o şeyler onların zararınadır.
    48
    vedud : seven, sevilen
    al-wadud : the loving one. he who loves his good servants, and bestows his compassion upon them.
    allah'ın mümin kullarını, kendisine yönelen ve tevbe edenleri çok sevdiğini ve sevilmeye ve dostuğu kazanılmaya biricik layık olanın o olduğunu gösteren isimdir.
    49
    mecid : şanı büyük ve yüksek
    al-majíd : the majestic one. he whose glory is most great and most high.
    macid ile birlikte aynı anlama gelmekle beraber mübalağa ifade eder. mecid ismi cenab-ı hakk'ın sübuti sıfatlarındandır.
    50
    bais :yeniden dirilten
    al-ba'ith : the resurrector. he who brings the dead to life, and raises them from their tombs.
    kulları ölümlerinden sonra dirilten, ölüleri kalplerinden çıkaran veya ümmetlere peygamberler gönderen. allahu teala insanları ölüp toprak olduktan sonra dirilterek kabirlerinden kalkdıracak "arasat" denilen çok geniş, dümdüz bir yere çıkaracaktır.

    51
    şehid : her şeye şahit. ondan saklı yok.
    ash-shahid : the witness. he who is present everywhere and observes all things.
    her şeye şahit olan, kndisinden hiçbir şey saklanamayan, hiçbir şeyi unutmayan. ınsan için allah'ın şahit olamayacağı hiçbir şey yoktur. vuku buılan her şey ilahi planda gözlemlenmekte, izlenmekte ve unutulmamaktadır. bunun bir istisnası da yoktur. şu halde insan her hal ve davranışında ve her zaman allah'ın huzurunda bulunduğunu hiç hatırdan çıkarmamak durumundadır.
    52
    hakk : hak üzere kaim.
    al-haqq : the truth. he whose being endures unchangingly.
    bizzat zatının gereği olarak var olan; ilahlığı kesin, sabit ve surekli olup ukuhiyeti tahakkuk eden; mutlak adil olup hakkı ortaya koyan ve ayakta tutan, her gerçek kendinden alınan. bu isimle zat-ı ilahinin; yokluğu ve herhangi bir değişikliği kabul etmeyen varlığı ortaya konulmuş; o'nun, sürekli ve hiç değişmeden hakikatı ile sabit olan uluhiyeti anlatılmış olur. allah'ın dışlında hiçbir şey sabit bir gerçeklik değildir ve sürekli bir varlık sahibi olmaz. o'ndan başka her şey yaratılmış olup, değişmeye ve zevale maruzdur, fanidir.
    53
    vekil : her şeye vekil
    al-wakil : the trustee. he who manages the affairs of those who duly commit them to his charge, and who looks after them better than they could themselves.
    kendisine dayanılan-güvenilen (tevekkül edilen), her şeyi gözetip idare eden, hiçbir şeyin bilgisi kendisne gizli kalmayan, şahid ve rızka kefil olan. ışlerini yolunca kendisine bırakanların işini düzeltip onların yapabileceğinden daha iyi halleden; en iyi şekilde çekip çevirerek olumlu sonuca götüren. tam bir tevekkülle bağlanılacak vekil ancak allah'tır. kendisine iş ısmarlanan, iş havale edilen ve vekil tutulacak yegane ve hakiki merci yalnızca o'dur. gerçekte her şeyin tedbir ve idaresi zaten allah'ın elindedir. bu yüzden o'nun vekil edilmesi, doğrudan imanın sonucu olanbir itimat ve teslimiyet ifadesidir. o her şeyin yerini tutar, fakat hiçbir şey o'nun yerini tutamaz. hiçbir şey o'na dayanmadan kendi bvaşına duramaz. bu bakımdan allah'ın vekili olmaa ve o'nun yerini tutacak bir vekil düşünülmesi de esasewn imkansızdır.
    54
    kaviyy : pek güçlü
    al-qawi : the possessor of all strength. themost strong.
    tarih boyunca allah çeşitli kavimlere elçiler göndermiş, onlar vasıtasıyla insanlara kendi isteklerini bildirmiştir. her elçi yeryüzüne geldiğinde tek ilahın allah olduğunu, yalnızca o'ndan korkup sakınmak ve o'nun emirlerini yerine getirmek gerektiğini tebliğ etmiştir. ancak bildirildiği üzere, kavimlerin çoğu inkara sapmış, elçileri yalanlamış ve allah'ın azabını hak etmiştir. allah'ın gönderdiği elçiyi inkar eden, ona mümkün olduğu kadar zorluk çıkaran, sıkıntı vermeye çalışan inkarcılar, allah'ın azabını görünceye kadar bu tutumlarından vazgeçmemişlerdir. onlar, yeryüzünde iktidar, güç ve servet sahibi olduklarını düşündükleri için kendilerini haklı görmüş, büyüklenmekten vazgeçmemişlerdir. oysa unuttukları çok önemli bir gerçek vardır: allah, en büyük güç sahibidir.
    55
    metin : çok sağlam, kuvvetli
    al-matin : the firm. he who is very steadfast.
    kuvvetli, sağlam demek olduğu gibi; sahibinin fiillerinde meşakkat, yorgunluk ve külfet asla söz konusu olmayan. hiçbir hal o'nu aciz bırakamaz. hiçbir hususta kimsenin yardım ve desteğine muhtaç olmaz. o'nun rahmetini, sevdiklerine ulaştıracak bir güç olmadığı gibi, müstehak olanıgadab ve intikamından güç ve çare de yoktur.
    56
    veli : mü'minlere dost
    al-wáli : the protecting friend. he who is a friend to his good servants.
    mümin ve salih kullarını seven, onlara dost ve sahip olan, onlara hayır yollarını açan ve bu hususta kendilerini başarılı kılan. o'nun salih kulları için veli oluşu bir vakıadır; mümin ve müttaki insanların hayat tecrübelerinde onlara sağladığı destek ve bahşettiği başarı ile tekrar tekrar gözlemlenmiş bir gerçektir.
    57
    hamid : hamd edilen, övülen, övgüye layık bulunan, öven
    al-hamid : the praised one. he to whom all praise belongs, and who alone is lauded by the tongues of all creation.
    esma-ul hüsna'dan biri olarak övülen anlamı öncelik taşır. diğer taraftan öven manası, allah'ın, güzel işlerde bulunan insanları övmesi ve mükafatlandırlması dolayısıyla düşünülmüştür. bu halde de buna muvaffak kılan gene o'dur.
    58
    muhsi : sayan
    al-muhsi : the appraiser. he who knows the number of every single thing in existence, even to infinity.
    yaratıkların yaptıklarını tek tek sayan, bunları kaydeden, hesap eden ve bütün bunları yapmak için her şeyi gören, sırlardan haberdar olan, her şeyin iç yüzünü ve ayrıntılarını tam olarak bilen, her şeyin kemiyetini, sayısal değerini bütünüyle bilip ona vakıf olan. cenab-ı hakk kullarının iyi ve kötü her iş ve hallerini sayar, kayda alır ve bunun bir istisnasıda yoktur
    59
    mübdi : maddesiz ve örneksiz yaratıcı
    al-mubdi : the originator. he who creates all creating ab initio without matter or model.
    kainat yokken allah vardı. kainattaki her şeyi malzemesiz ve modelsiz olarak yarattı. çekirdekten ağacı çıkarıyor, çekirdek tekrar toprağa düşüyor ve baharda yeniden canlanıyor. ve kocaman ağaca dönüşüyor. modelsiz olarak insanı yaratan rabbimiz onu da bir kanuna bağlamış. kanunu kıyamete kadar devam edecek. rabbimizin tabiat kanunlarına uyduğumuz oranda rahat ediyoruz. bunda kimse şüphe ve itiraz etmiyor. tabiat kanunlarını koyan rabbimiz kur’an’ıyla şeriat kanunlarını koymuş, her iki kanuna da uyarsak iki dünyamız güzel olur.
    60
    muid : öldürücü ve diriltici
    al-mu'id : the restorer. he who recreates his creatures after he has annihilated them.
    ölümlerinden sonra varlıkları yeniden dirilten, canlarını iade eden, yeniden yaratan. mübdi ile farkı, mübdi, varlıkları örneği olmaksızın yaratan anlamınadır, muid ise varlıkları yok ettikten sonra yeniden yaratan demektir.

    61
    muhyi : hayat verici
    al-muhyi : the giver of life. he who confers life, gives vitality, revives.
    hayatı yaratan, canlılığı meydan getiren, ölüleri dirilten, can veren ve canlandıran. ınsanoğlu bugüne kadar bir tek canlı yaratamamıştır.meniye can veren, çekirdeği çiçeğe döndüren allah (c.c.)dır. toplumların dirilmesi allah’ın elindedir. rabbimizin diriliş kanunları vardır. toplumların dirilişi için koyduğu kanunu “bir toplum kendini değiştirmedikçe allah o toplumu değiştirmez” (rad 11) çocuğun olması için bir erkekle kadının evlenmesi kanunu gibi bir toplumun dirilmesi ve ölmesi için de kanunlar vardır.
    62
    mümit : hayat kaldırıcı
    al-mumit : the taker of life. he who creates the death of a living creature.
    ınsanoğlu bir tek canlının ölümüne de engel olamamıştır. kışı bahara çeviren, baharı güze döndüren o'dur. toplumların ölmesi de allah’ın elindedir. rabbimizin ölüş kanunları vardır. biz rabbimizin kanunlarına uyduğumuz oranda diri kalırız, ölsek de diri sayılırız.
    63
    hayy : başsız ve sonsuz diri, hayat
    al-hayy : the ever living one. the living whoknows all things and whose strength is sufficient for everything.
    allah'ın "hayatı", tam kamil bir hayattır. o, ölümsüzdür. hayat için başka bir şeye ihtiyacı yoktur. allah başlangıcı ve nihayeti olmayan ebedi ve ezeli hayat sahibidir. mahdut sınırların mahkumu, başlangıç ve sonuçların çerçevelediği ve zaman kavramından tamamen uzaktır. allah'ın hayatı bambaşka bir hayat şeklidir. cenab-ı allah'ın hayat sıfatı, insanların hayat sıfatıyla alışageldikleri özelliklerin hepsinden uzak olduğu gibi mutlaktır da. ışte bu mana ile, beşer hayalinde dolaşan bütün efsanevi unsurlar vahdaniyet akidesinin dışında kalır. kulu ne zaman o'na yönelirse o kuluna icabet eder.
    64
    kayyum : her şey tutan, koruyan
    al-qayyum : the self existing one. he who maintains the heavens, the earth, and everything that exists.
    allah zatı ve yüceliği ile vardır; her şeyin var olması, varlığını sürdürmesi, ayakta durması o'nun varlığına bağlıdır. nitekim ayetü'l-kürsi'de bu isimden sonraki kısım- onun açıklması gibidir. "o'nu ne uyuklama ne de uyku tutar. göklerde ve yerde olanlar o'nundur.. o'nun izni olmadan, katında kim şefaat edebilir? o, insanların geçmişlerini ve geleceklerini bilir. ınsanlar ise o'nun ilminden, o'nun dilediğinin dışında bir şey kavrayamazlar. o'nun hükmü gökleri ve yeri kuşatmıştır. yeri ve göğü gözetmek, o'nun için zor değildir. o, yücedir, büyüktür".
    65
    vacid : dilediğini istediği an bulan.
    al-wajid : the finder. he who finds what he wishes when he wishes.
    cenab-ı hakk'ın, herhangi bir şeyi ele geçirmek için; zaman kollamaya bunu sağlamak amacıyla önlem almaya ihtiyacı yoktur. herşey daima o'nun huzurundadır. dilediği an hükmünü iğnfaz eder ve bunda da o'nun için hiçbir zorluk söz konusu olmaz. ne lütfunu hemen kullarına ulaştırmada, ne de cezasını yerine getirmekte o'nun için bir güçlük bulunmaz.
    66
    macid : azamet ve şerefle vasıflı, rahmeti ve ihsanı bol, lütuf ve cömertliği seven
    al-májid : the glorious.he whose dignity and glory are most great, and whoseenerosity and munificence are bountiful.
    kur'an-ı kerim'de geçmemekte; esma-i hüsnayı sayan hadiste yer almaktadır (tirmizi, davat,82). şerefli, rahmetli ve ihsanı bol, lütfu ve cömertliği pek çok. cenab-ı hakk'ın özellikle iman sahibi olan kullarına lütuf ve keremi pek büyüktür. onları hidayete kavuşturur, iman ile donatarak temiz işler yapmakla nasiplendirir ve sonra da kendilerini bu vasıfla vasıflandırarak över. kusurları affeder, kötülüklerini örter, hatta bu konuda samimi tevbeleri sebebiyle kötülüklereini hasenata çevirir.
    67
    vahid : tek ve eşsiz
    al-wahid : the unique. he who is single, absolutely without partner or equal in his essence, attributes, ctions, names and decrees.
    allah'ın, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde bölünmesi ve sayısının artması söz konusu olmayan ve bir ve tek olduğunu ifade eden ismidir. helali, haramı yasalaştırmak; sevabı ve günahı belirlemek gibi, kullarını ödüllendirmek veya sadece cezalandırmakta o'na mahsustur. bütün bu hususlarda allah yerine başkalarını koymak veya allah'a benzeterek yetkili saymak şirktir; affı olmayan en ağır suçtur.
    68
    samed : muhtaç olunan ihtiyaçsız
    as-samad : the eternal. he who is the only recourse for the ending of need and the removal of affliction.
    ınsan ve bütün varlıkların istek ve ihtiyaçlarını karşılayan yegane merci. kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, her noksanlıktan münezzeh ve müstağni olan allah, ihtiyaç ve isteklerden uzak kalmaları hiçbir zaman söz konusu olmayan bütün varlık aleminin yöneldiği yüce zattır. kainatta her şey, varlığını sürdürebilmek ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere, şuurlu ya da şuursuz olarak o'na bakar.
    69
    kadir : ıstediğini istediği gibi yapamaya gücü yeten
    al-qadir : the all powerful. he who is able to do what he wills as he wills.
    allah mutlaka kudret sahibidir. gücünün sonu bulunmayan, asla acze düşmeyendir. her şeye güç yetiren, kudreti çok büyük olup her şeye kadir olandır.
    70
    muktedir : kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden
    al-muqtadir : the creator of all power. he who disposes at his will even of the strongest and mightiest of his creatures.
    hiç bir şey kendisi için imkansız değil. bütün güçlerin üstünde hakiki güç ve kudret sahibi ancakl allah'tır. buna iman ise, diğer şeylerin yalnızca mecazi ve izafi anlamda ve belirli sınırlar içinde gücü bulundukları anlaşılır ve kabul edilir.
    71
    mukaddim : ıstediğini öne alıcı
    al-muqaddim : the expediter. he who brings forward whatever he wills.
    mahlukatın bir kısmını diğerlerinin önüne geçiren; hidayete kavuşturduğu müminleri kendine yaklaştırarak başkalrının önünde kılan, öne alan. rütbe, yer, zaman vb. sebeplerle öne çıkma olgusu; cenab-ı hakk'ın bu isminden kaynaklanan bir vakıadır.
    72
    muaahhir : ıstediğini sona erteleyici
    al-mu'akhkhir : the delayer. he who sets back or delays whatever he wills.
    varlıkların bir kısmını geride bırakan, hasımlarını hidayetinden mahrum kılan, müstehak olanların ceza ve sürelerini erteleyen anlamlarındadır. allah, kullarının teşebbüslerini bazen onların beklentilerine uymayacak şekilde ertelemesi, sonuçsuz bırakmasında mutlaka derin hikmetler vardır. o'nun takdirini saygı ile karşılayıp bu ertelemeyi o'ndan olduğu bilinciyle kabul etmek lazımdır. ışte bu ubudiyettir. ışlerin, bizlerin öngörülerine uymayışını ve fiilen bazen geri kalışını hep bu ismin bir tecellisi olmak gerekir.
    73
    evvel : varlığının başı olmayan
    al-awwal : the first.
    cenab-ı hak yaratmayı başlatan ve sürdürendir. bütün mükevvenatı var eden, bütün nesne ve olayları icad edip ortaya çıkarandır. her şeyden evveldir. bir evveli, bir öncesi yoktur. bizim dilimizde ilk ve son kelimeleri zamana ve mekana ve duruma göre anlam kazanır. allah (c.c.) için zaman ve mekan olmadığından bu “ilk” ve “son” isimleri onun evvelinin olmadığı, sonunun da olmadığını ifade ettiği gibi esmasının tecellisiyle ilk yaratanın allah olduğunu en son yaratanın da yine o olacağını, kainatı ilk defa yaratan, kıyamette kainatı yok eden, yaratılışdan kıyamete kadar her şeyi yine yeniden yaratan. o “ılk” ve “son” olan allah’tır. “evvel” ve “ahir”in yarattıklarının bir başı ve bir sonu vardır. yaşımız kadar yaşıyoruz ve bizi ilk defa getiren, son defa götürüyor. yani o’ndan geldik o’na dönüyoruz. öyle ise o’na yaraşır işler yapalım. hayırlı hizmetlerde ilklere imza atalım.
    74
    ahir : varlığının sonu olmayan
    al-akhir : the last
    hiç bir şey yok iken allah vardı ve her şey yok olduktan sonra allah yine var olacaktır. o, evveldir, ahirdir ve aynı zamanda zahirdir.ondan başka ilah yoktur, onun dışındaki her şey yok olacaktır. allah ahir olduğu içindir ki, istisnasız olarak bütün insanlar, dünya hayatının sona ermesinden sonrakendisine döndürülecektir. onun dışında ne ilk ne de son sebep vardır. kamil varlığı içinde, kendisine yeten, müstağni varlıktır.
    75
    zahir : görünen
    az-zahir : the manifest one. he who is evident.
    varlığından şüphe edilmeyen, varlığının delilleri ve kudreti aşikar olan. varlık aleminde gözlemlediğimiz, duyularımızla algıladığımıuz her şey; o'nun varlığına, birliğine ve kemal sıfatlarına açık bir delildir. herşey o'nu anlatan ve o'nu belli eden aşikar bir işarettir. o'nun kudret ve hakimiyetini açık seçik belirtir. o'nun varlığının anlaılması, gözlem yapan ve yeteri kadar düşünebilen insan için kabulü zor olan bir hakikat değildir.
    76
    bâtın : gizli
    al-batin : the hidden one. he who is hidden, concealed.
    allah teâlâ'nın varlığı, hem aşikar hem gizlidir. aşikardır; çünkü varlığını bildiren işleri, nişanları, gözsüzler bile görmüş ve bu eşyanın hakikatler hakikatı yüce varlığı umumi şehadetini, sağırlar bile işitmiştir. gizlidir; çünkü kul, allah'ı künhüyle bilemez, ama varlığını hisseder. allah'ı tam bir biliş ile tanımak hiçbir mahluk için mümkün değildir. akıl ve bilgi sonludur, sınırlıdır, ezel ve ebedin bilgisine ulaşamaz. allahı teâlâ'nın zatı mutlak bir sırdır. o sırrı ancak kendi bilir. kuyla yaraşan; onun ilmini araştırmak, o'na ibadet etmektir. batın olan allah, yaratıklarının duyu organlarıyla idrak edemedikleri, görüş ve ilimlerinin kapsayamadığı yegane zattır. o'nun zatı düşünülemez; ancak o'nun nimetleri ve kudretinin eserleri hakkında düşünmek mümkündür.
    77
    vali : her işi yürüten, tasarruf hakkı kendisine ait olan
    al-walí : the protecting friend. he who administers this vast universe and all its passing phenomena.
    bütün varlıklar üzerinde tasarruf hakkı hasri olarak kendisine ait bulunan, her şeyin yönetimi elinde olan, hükümranlığı ve hami oluşu her şeyi kapsayan.
    78
    berr : kullarına şefkatli olup, lütuf, ihsanı, keremi, iyiliği ve bahşetmesi çok olan
    al-barr : source of all goodness. he who treats his servants tolerantly, and whose goodness and kindness are very great indeed.
    allaho teâlâ kullrı için daima kolaylık ve rahat ister; zorluk istemez. zorluk çıkaranlarıda sevmez. yapılan kötülüklerin çoğunu bağışlar, örter; merhametlilerin merhametlisidir; bir iyiliğe on mükafat verir. kötülüğün cezası ise bir katını geçmez. bir kul, gönlünde iyi bir şey yapmayı kurmuş, fakat herhangi bir engel yüzünden onu yapmamış olsa bile, bilfiil meydana getirmiş gibi mükafatlandırılır. buna karşı, bir kötülük yapmayı tasarlamış ve kararını bermişken herhangi bir sebeple yapmamışsa ona ceza verilmez.
    79
    müta'ali : pek yüce, yüceler yücesi.
    al-muta'ali : the supreme one. he is exalted in every respect, far beyond anything the mind could possibly attribute to his creatures.
    noksanlık ifade eden her şeyden uzak ve aşkın.o yaratılmışlar için mümkün ve muhtemel bulunan ve onlar için aklen tasavvur olunabilen her hal ve durumdan pek yücedir. yüceliği mukayese edilemez. o'nun yüceliği mutlaktır ve o bilinen her şeyi aşkın anlamda yüce olandır. bu bakımdan yaratılmışları överken mübalağadan özellikle sakınmak ve hiçbir yaratılmışı asla bu anlama varan bir üslub ve vurgu ile yüceltmemek lazımdır. zira bu kavram ancak allah'ı nitelendirir ve sdadece o'na tahsisi gerekir.
    80
    tevvâb : tövbeleri kabul eden
    at-tawwib : the acceptor to repentance. he who is ever ready to accept repentance and to forgive sins.
    kulun allah'a itaat etmeye dönüş yaptığı ve günahlarndan dolayı pişmanlık duyduğu zaman allah'ın o kuluna ihsan ve rahmetini ulaştırması; kulun önceden yaptığı hayırlı amelleri boşa çıkarmaması ve itaatkar kuularına ve'dettiği ihsandan bu kulunu da mahrum etmemesidir. kulun tövbesi tekerrür ettikçe tevvab olan allah teala'dan da kabulü tekerrür eder.

    81
    müntekim : suçların karşılığını veren
    al-muntaqim : the avenger. he who ustly inflicts upon wrongdoers the punishment they deserve.
    kafirlerin, asilerin ve mücrimlerin yaptıklarını yanlarına bırakmayan; suç ve haksızlığa maruz kalanların haklarını mutlaka alan, suçları layık oldukları kadar cezalandıran. bütün cürümlerde allah'a karşı bir itaatsizlik ve suçluluk vardır. çünkü bunlar esasında allah'ın emirlerine uyulmaması yoluyla veya o'nun yasaklarının ihlali suretiyle olmuştur. mağdur ve mazlumların haklarını adaletiyle telafi etmek de allah'ın hükmü vegücü ile mümkündür. o'nun kurduğu düzende ve geçerli kıldığı ilahi yasada her şeyin telafi edilmesi ve karşılanması esastır. düntyda ve özellikle de ahirette bu yasa işler. ışte müntekim ismi de suç ve cürüm bağlamında bunu göstermektedir.
    82
    afüvv : bağışlayan
    al-afu : the pardoner. he who pardons all who sincerely repent.
    allah'ın kullarını bağışlaması suçlarını affetmek şeklinde olduğu gibi mükellifiyetlerini hafifletmek ve kolaylaştırmakla da ortaya çıkar. allah'ın affetmesi, inanan ve işlediği suçtan dolayı pişmanlık duyarak tevbe eden hakkındadır. ışlediği suçta ısrar edip ona devam eden için af değil, öç almak söz konusudur.
    83
    rauf : çok şefkat ve merhamet gösteren, çok esirgeyen
    ar-ra'uf : the kind. he who is very compassionate.
    kur'an-ı kerim'de cenab-ı allah'ınkendisi için kullandığı bir sıfat ve güzel isimlerdendir. rauf'un anlamı ilk anda "rahim" kelimesinin anlamıyla aynı gibi görünüyorsa da, kuran-ı kerim'de geçtiği yerlerde cenab-ı hakk iki sıfatı da beraber zikrettiği durumlarda rauf'u rahim'den önce buyurmuştur. allah'ın yarattığı tüm canlılar kusursuz, üstün bir yaratılış ve kompleks bir yapı sayesinde yaşamlarını sürdürmektedir. bu, o'nun merhametinin ve rahmetinin bir delilidir. çünkü hiçbir canlı kendisi için en uygun, en elverişli şekilde yaşamak için güç sarfetmemiş, sadece allah'ın üstün aklına teslim olmuştur. o, ihtiyaç duyabileceği herşeyi zaten kendisine vermiştir. mesela bütün canlıların kendilerini savunmak için farklı yetenekleri vardır. kimisi son derece korkutucu bir görünüme sahiptir, kimisi zehirli, kötü kokulu veya yakıcı gazlar püskürtür. bazıları atik ve çabuktur; düşmanlarından hızla kaçarlar, böyle olmayanlar ise farklı bir savunma şekli olarak dayanıklı zırhlarla kaplıdır. bir kısmı bedenlerini düşmanlarından saklayabilecek şekilde bir görüntüye sahiptir, diğer bir bölümü de ölü taklidi yaparak düşmanı kandırabilecek şekilde var edilmişlerdir. şüphesiz canlılar bütün bu niteliklere tesadüfen ya da kendi istekleriyle ulaşmamışlardır. herşeyi böylesine kusursuz ve büyük bir ilimle yaratan allah onların üzerindeki şefkatini, her birini yeryüzünde hayatlarını sürdürebilecek şekilde noksansız donatmasıyla gösterir.
    84
    malikül mülkü : mülkün ebedi sahibi
    malik al-mulk : the owner of all.
    cenab-ı hakk'ın mülk üzerinde hem sahipliği, hem de hükümdarlığı vardır. mülkünü dilediği gibi tasarruf eder ve aynı zamanda onda geçerli olan yasaları koymak suretiyle dilediği gibi hükmnetme hakkı da o'na aittir. bu hususta hiçbir ortağı, dengi ve yardımcısı yoktur. mülk denilincedünyası ve uhrası ile kainatın tümü anlaşılır. bizzat insan da o'nun kulu olarak, mülküne dahildir.
    85
    zü'l - celali ve'l - ıkram : ululuk ve kerem sahibi
    dhul-jalali wal-ikram : the lord of majesty and bounty. he who possesses both greatness and gracious magnanimity.
    bu iki yüce sıfat ilebirlikte nitelendirilmek ancak allah'a mahsustur. böylece de, yaratılmışların o'nu uluyarak tenzih etmelerini; sadece uluhiyete ait bir hak olduğunu, bu ismin medlulü itibariyle bir defa daha ifade eder.
    86
    muksit : adalet gösterici
    al-muqsit : the equitable one. he who does everything with proper balance and harmony.
    adaletle hükmeden, herkesin hakkını yerine getiren, mazlumun hakkını zalimden alan. muksit ismi kur'an-ı kerim'de geçmez. ancak allah'ın adaleti emrettiği ve adaletli davrananaları sevdiği bildirilmiştir. esma-i hüsnayı sayan hadiste yer alır.
    87
    cami : ıstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan
    al-jami : the gatherer. he who brings together what he wills, when he wills, where he wills.
    allahu teâlâ vücutların ölümünden sonra yürüyerek dağılmış olan zerrelerini tekrar birleştirecek, bedenleri yeniden diriltecektir. sonra yine, yaratılmış olan herkesi arasat meydanında toplayacak, hak sahiplerini, hasımlarıyla huzurunda karşı karşıya getirecektir.
    88
    gani : çok zengin, başkasına ihtiyacı olmayan
    al-ghani : the rich one. he who is infinitely rich and completely independent.
    gerek zat ve sıfatlarında, gerek işlerinde hiçbir zaman, hiçbir surette, hiçbir şeye muhtaç olmayan, bunun yanında herşeyin kendisine muhtaç olduğu tek zengin o'dur. allah'ın başkasının kendisine ibadet etmesine de ihtiyaç yoktur. ınsanların o'na ibadet etmeleri, kendisine bir yararı olmadığı gibi, inanmaları ve emirlerine itaat etmemelerinin de kendisine bir zararı yoktur.
    89
    muğni : ıstediğini zengin eden
    al-mughni : the enricher. he who enriches whom he will.
    dilediğini ihtiyaç halinden kurtaran, zenginleştşren, ihtiyaçları gideren, kullarının faydasına olan şeyleri onlara veren. esma-i hüsna'da geçer. ancak :allah'ın müminleri dilerse bol nimetleriyle zenginleştireceği kur'an-ı kerim'de bildirilmiştir.
    90
    mani : dilediğini engelleyen
    al-mani' : the preventer of harm.
    allah'ın mülkünde sadece o'nun dileği ve iradesi yürür. engellenme ilahi planda belirlenir. sebeplerin yönetimi ve işlerin sevk ve yönelişi yalnızca o'nun elindedir. bunu iyice bilmek, isteğini o'na arzetmek ve o'nun takdir ve iradesine bırakmak lazımdır. takdiri karşısında hoşnutsuzluk hallerine girmemek gerekir. şunu düşünmeliyizki, eğer kullarının her istediğinin ve her tasavvurunun oluvermesine izin verseydi hayat tam bir çıkmaza sürüklenir ve beşeri istekler arasındaki çelişki sonu gelmez bir cidale yol açardı. şükürler olsun ki, ilahi irade her şeyi yönetiyor ve insanı insana bırakmıyor
    91
    darr : dilediğine bela verici, zarar verici, o'nun takdiri olmadan kimseye zarar verilemeyen.
    ad-darr : the creator of the harmful. he who creates things that cause pain and injury.
    menfaatleri ve mazaaratları yaratan, ancak allah'tır. bütün olaylar sebeplerle meydana geliyorsa da, sebepler yok olanı var edemez. onlar ancak insanların elinde birer tutamak ve hak'tan bir isteme vesikası olmak üzere yaratılmıştır. ınsanın menfaat ve zararlarına hakim ve rakipsiz müessir ancak allah'tır. o, insanlara, menfaat ve zararları ayırd edici kuvvet vermiştir. allah'ın bir zarar vermeyi dilemesini hiç bir şey önleyemez.
    92
    nafi : fayda sağlayan, kendisinden ancak hayır ve yarar getiren şeyler sadır olan
    an-nafi : the creator of good. he who creates things that yield advantages and benefit.
    o kulları için sağlık ve hidayet başta olmak üzere her anlamda fayda yaratandır. ınsanlar için fayda ve zarar güncel kavramlardır. kendileri için çizilen hayat planında bir sınanma konusu olarak fayda ve zararın onların önlerine çıkarılması ise allah tarafındandır. faydayı da zararı da yaratan; birey ve toplum olarak insan için takdir eden o'dur. ınsanın faydayı ve zararı o2ndan başkasına atfetmewi ya da sebeplere bağlaması ise büyük zülümdür ve onun allah'ı layık olduğu gibi tanımadığı anlamına gelir.
    93
    nur : alemleri nurlandıran, aydınlatan
    an-nur : the light. he who gives light to all the worlds, who illuminates the faces, minds and hearts of his servants.
    bütün gizli şeyler kendisine aşikar olan, nuru yaratan, gökleri ve yeri ışıklandıran, hidayet eden, kalpleri iman nuruyla aydınlatan gibi anlamına gelir. gerçek aydın allah'ın nuru ile imana kavuşan, cehaletten ve batıl düşüncelere takılıp kalmaktan kurtulan kimsedir.
    94
    hadi : hak yolu, doğru yolu gösterici
    al-hadi : the guide. he who provides guidance.
    allah'ın kendisini tanıma yollarını kullarına gösterip tanıtması, yaratıklarına hayatlarını devam ettirme yollarını öğretmesi vbe onları buna yöneltmesi anlamına gelir. o, bu yönüyle insanlara kurtuluş yolunu; dünya ve ahiret mutluluğu yollarını gösterir. allah, hayvanlara içgüdü vermiştir. onlar içgüdüleriyle kendilerine yararlı olanı bulurlar. ınsanlara ise, akıl verilmiştir. ınsanlar, akıllarını kullanarak bilnçli seçim yapma imkanına sahiptirler ve bu sebeple de yükümlü tutulmuşlardır. bununla birlikte yüce allah, akıllarının yanısıra onlara peygamberler de göndermiştir.
    95
    bedi : örneksiz, misalsiz alemler icad eden
    al-badi : the originator. he who is without model or match, and who brings into being worlds of amazing wonder.
    bütün varlıkları, hiç birinin örneği yokken sayısız şeyler icat eden; düşünmey, araştırmaya muhtaç olmadan kolaylıkla ve daima misilsiz şeyler yaratan, icat eden, allah'u teâlâ'dır. örneği yokken, allah'ın kudreti ile meydana gelen fevkalade güzel ve insana hayret verici şeylere ibda olunmuş manasına bedi denilir. bir türün fertleri de tamamıyle birbirinin aynı değildir.
    96
    baki : varlığının sonu olmayan
    al-baqi : the everlasting one. he whose.
    kainatın en güçlüsü insan. dağları delen, denizleri aşan ama ölümüne engel olamayan. gelen gidiyor. dünya yaratılalıdan beri bu böyle devam ettiğine göre getiren ve götüren, bu tabiat kanunlarını koyup yürürlükte kılan önü ve sonu olmayan biri gerekiyor ki o da el- baki olan allah (c.c) dır..
    97
    varis : bütün servetlerin gerçek sahibi
    al-warith : the inheritor of all. he who is the real owner of all riches.
    bütün yaratılmışların yok olmasına karşılık baki olan allah, mülkün gerçek sahibidir. herşey, vakti gelince bir şekilde, onun üzerinde geçici ve görece olarak belli bir vade ile nisbi bir güç ve yetki ile donatılmış olan fani sahibinden alacak ve hakikatte zaten öyle olduğu üzere, artık allah'ın hüküm ve tasarrufuna intikal edecektir. nihai anlamada her şey sadece o'na kalacaktır.
    98
    reşid : hayra delalet eden
    ar-rashid : the righteous teacher. he who moves all things in accordance with his eternal plan, bringing them without error and with order and wisdom to their ultimate destiny.
    doğru ve sağlam yolu veren ve o yola ileten, daha tabiatı yaratmadan yaratacağı her şeyi ve yaratılış kanununu bilen yarattığı peygamberlere indireceği kanunlarla en doğru yola iletecek olandır.kıyamete kadar rabbin yolu dışında ona zıt yollar gösteren herkesin yolu sapıktır. onun için biz fatiha suresinde allah’ın, peygamberlere verdiği doğru yolu istiyoruz. allah’ın gazabına uğrayan yahudilerle sapık hıristiyanların yolunu istemiyoruz. doğru olalım, doğruluktan ayrılmayalım.
    99
    sabur : çok sabırlı
    as-sabur : the patient one. he who is characterized by infinite patience.
    tirmizi'de allah'ın güzel isimleri arasında doksan dokuz ismin en sonuncusu olarak geçer. allah (c.c.) sınamak için yarattığı insanları, yaptıklarıkötülüjklerden dolayı hemen cezalandırmaz. af dileyip tevbe etmeleri veya kötülüğe devamlarına imkan vermek suretiyle cazaya daha müstehak olmaları içinonlara mühlet verir, sabreder.allah'ın sabrı aczinden değil, bilakis kudretindendir. kötülüklerin bu dünyada hemen cezalandırılmaması insanları yanıltmamalıdır. allah'ın sabur isimi ve sıfatına bakarak insanların da sabırlı olması gerekir.

  2. Gündelik Sözlük

Sözlük